Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2019 Pazar

Felsefenin Temel Disiplinleri - Heinz Heimsoeth


Merhabalar,
Bloguma hoşgeldiniz. Bugün yine bir kitap ile karşınızdayım bu kitap adından da anlaşılacağı üzere felsefe ile ilgili, felsefe eğitimimi henüz tamamlayamadım fakat eğitim sürecinde ve öncesinde gördüğüm kadarıyla insanların pek azı felsefe hakkında bir şeyler biliyorlar. Çoğu insan felsefenin ne olduğu hakkında fikri bile yok. Bazı insanlar ise felsefeyi bir kişisel gelişim aracı ya da hayat da belirlediğimiz motto olarak görüyor ama felsefe bunlardan biri değil maalesef. Felsefenin ne olduğu ve nelerle ilgilendiği bu kitapta yer alıyor ve oldukça kısa bir kitap toplam 112 sayfa ve sayfalara; dizin yazarın hayatı ve içindekiler gibi bölümlerde dahil. 

13 Mart 2019 Çarşamba

Psikoloji Bilimi Alt Dalları

Ön Uyarı: Az sonra okuyacağınız bu yazı ders notudur. Gördüğünüz yanlış bir ifade olursa lütfen yorumlarda bildiriniz.

Psikoloji Nedir?
Psikoloji, zihni benliği ve diğer bireyleri anlamak üzerinedir. Psikolojinin Tarihi ve gelişimi sorulardan bir bilime giden süreç diyebilirz.

Psikoloji Nasıl Bilim Haline Geldi?

Aristoteles beden ve ruh arasındaki ilişkiyi anlamak için sorular sordu. M.Ö 300 lü yıllarda sorulan bu soruların cevapları gözlem yapmak ve varsayımda bulunmaktı.
Wilhem Wudunt (18323 -1920) psikoljinin bir bilim haline gelmesini sağlayacak iki öğe ortaya koymuştur.
1. Dikkatli şekilde gerçekleştirilen gözlemler
2. Deneyler

Wilhem Wundt'un Deneyi  (1879)

Bir kişinin kendi farkındalığında olması, biraz daha uzun sürer. wilhem Wundt, Psikolojöinin ilk lisans öğrencileriyle ilk psikoloji laboratuvarını Almanya'nın Leipzing kentinde kurmuştur.

Edward Titchener - Yapısalcılık 

Titchener, tıpkı hocası Wilhelm Wundt gibi, öz bildirime dayalı bilginin doğruluğuna inandı. İnsanlara kendilerini yansıltacak şekilde içebakış görevi verdi. Bir çiçeği kokladıklarında, bir yiyieceği tatkıklarında ya da bir müzik aleti dinlediklerinde (uyaranlar) deneyimleridikleri duyumları bildirmeleri istendi.
Titchener, zihin yapısını anlamak için bu içebakış bildirimlerini kullandı ve bun yapıslcılık olarak adlandırdı.
 Yapısalcılar, "İnsanlar anlık duyumları, imgelemleri ve hisleri nelerdi?" ya da "İnsanlar diğerleyle nasıl ilişki kuruyorlardı?" sorularının cevabını aradılar. İçebakış yöntemi, zeki ve sözel becerisi yüksek insanları gerektirdiğinden ve deneyimden deneyime farklıştığından zamanla popülerliğini kaybetti.

William James (1842-1910)

 "İşlevselcilik"i geliştirdi. insan düşüncelerini ve davranışlarını inceledi. Bunların ne işlevi oldukların anlamaya çalıştı. Bunları Atalarımızın hayatta kalmasına nasıl yardım ettiler? Psikolojinin İlkeleri kitabını yazdı.

Mary Whiton Calkins 
Bellek araştırmasıcı APA'nın ilk kadın başkanı. William James ile bilrilikte çalıştı ancak kadın olduğu için Harward'ın doktora programına kabul edilmedi.

Margaret Floy Washburn 

Psikoloji doktorası alan ilk kadın. Apa'nın ikinci kadın başkanı. Hayvan Zihnni (the Animal Mind) kitabının yazarı. Edward Titchener ile çalıştı. Ancak deneysel psikologlar topluluğuna giremedi. (Kadın olduğu için olabilir)

Psikoloji Bilimindeki Akımlar 

Davranışcılık 
Bir tavaşanla çok yüksek sesi eşleştirerek bir beğbeğe tavşanlardan korkmayı öğrenten John B. Watson - Klasik koşullanma.

B.F Skinner , edimsel koşullanma yoluyla güvercinlere ödül almaları için istenilen davranışları yapmalarını öğretti. İnsan topluluklarının bu yöntemle nasıl şekillendirelebileceğini göstermek istedi.

Freudyen \ Psikanaliitik Psikoloji
Sigmund Freud, psikanalizmin kurucusu, (1800'lerin sonları) Ruhsal bazuklukları olan insanları inceledi ve onlaraı yardım etmeye çalıştı. Çalışma ve tedavi yönelimi olarak bilinçaltı\bilinçdışı dürtülerin isteklerin ve ihtiyaçların rolüne odaklandı. Çocukluk çağı deneiymelirinin önemine vurgu yaptı.

Humanistik Psikoloji 
Hümanistler
Psikolojik sorunları olan insanlara odaklanmak yerine büyüme ve gelişme potansiyeli olan insanları incelediler. insanların sveldiklerin kabul edildiklerini hissetlemelrine ve tam potansiyellerine ulaşmalarına yardımcı olmak için kuramlar geliştirdiler. Maslow ve Carl Rogers

Bilişssel Devrim 
1960'lı yıllar
Zihnin bilgiyi nasıl işlediği ve korduğuna ilişkin odaklaanma tekrarar canlandı. Bilişssel psikoloji, bilgiyi algılammazın, işmememezin ve hatıralamamızın yollarını bilimsel olarak incler. Bilişssel yaklaşım, bireyin kendini anlamasına ve depresyon gibi bozuklukalrın tedavi edilmesine kapı açmıştır. Bilişsel sinirbilim, iki alanın birleşmesinden oluşur. bilişsel psikoloji (zihin bilimi)  ve sinir bilim (beyin bilimi)

Evrimsel Psikoloji 
Türlerdiki çeşitlilik, adaptasyona ve yaşamda kalma değerine göre doğa tarafından seçilir ya da reddedilir. (doğal seçilim). Hayvanlarla deney yapmamının önünü açtı. 

Yapısalcılık 
Wudunt ve Titchener tarafından desteklenen; insan zihninin yapısını ortaya koymak için içebakış yöntemini kullanan erken dönem düşünce okuludur.

İşlevselcilik 
Zihinsel ve davranışsal süreçlerin nasıl işlediğini bu süreçlerin organizmanın uyum sağlamasına hayatta kalmasına ve gelişmesine nasıl olanak sağladığını inceleyen Darwin'den etkilenen William James tarafından geliştirilen düşünce okuludurb

Psikolojinin Alt Alanları 

Araştırma Alanları

Biyolojik, Gelişimsel, Bilişsel, Kişilik, Sosyal, Pozitif Psikoloji

Uygulamalı alanları

Klinik Psikoloji
Psikolojik danışmanlık
 Eğitim Psikolojisi
Endüstri ve Örgüt
Halk Psikolojisi
Trafik Psikolojisi

Psikoloji, merkezi bir bilimsel disiplindir. Biyolojik denelerden, kültürel karşılaştırmalara kadar çeşitli alanda, psikoloji bilim insanları ortak bir arayış etrafında birleştirmiştir: Davranışı ve ona temel olan zihni tanımlamak ve açıklamak
Biyolojik Psikologlar: Beyin ve zihin arasındaki bağlantıralın keşfi
Gelişim Psikologları Rahimden mezara değiyin yeteneklerimizin araştırılması
Bilişssel Psikologlar: Algılarımız, düşüncelerimiz ve problemleri nasıl çözdüğümüz ile ilgili deneyler yapanlar.
Kişilik Psikologları:Kalıcı özelliklemizi inclerler
Sosyal Psikologlar: Birbirimizi nasıl gördüğümüz ve nasıl etkilediğimizi keşfederler

Psikolojiinin en büyük sorunu Doğa mı, Çevre mi?

Doğayı savunanlar, Platon, Descartes, Charles Darwin
Çevre, Aristoteles John Locke

1 Aralık 2018 Cumartesi

ARDA DENKEL - KUŞKU VE GERÇEK


ARDA DENKEL KUŞKU VE GERÇEK

Algı, dış dünyadan duyu organlarıyla edindiği girdileri anlıkta tasarımlar biçiminde kurar duyu organlarıyla edindiği girdileri anlıkta tasarımlar biçiminde kurar bu tasarımlar bilincimizin içeriğini ve dış dünyaya değin deneysel bilgimizin temelini oluşturur.
Doğa üzerinde etkili olabilmesini bilinçli eylemine borçlu olan insanın içgüdüleri varlığını sürdürmesine yetecek ölçüde güçlü değildir. Böylece, bilinçli davranışa temel oluşturan deneysel bilginin insan yaşamı için gerekli koşul oluşturduğu öne sürülebililr. İnsan üzerinde dış dünya hakkındaki tasarımlarını ve bilgisini oluşturduğu anlık ve buna bağlı olarak bilinç içeriği ögesini katabiliriz. Bu ögeyi tasarımlar ortamı ya da tasarımlar dünyası olarak adlandırabiliriz.

İnsan dış dünyanın deneysel bilgisi konusunda duyu deneyleri ve algısı ile kesin olarak sınırlanmış bir varlıktır. dış dünyadaki değişikliği ancak anlığımıza yandısıdığı biçimiyle kavrayabiliyoruz. Bu sınırlılık olgusunun içerdiği önemli bir sonuç ise şudur: dış dünyada meydana gelen bir değişikliği, algımın içeriğinde farkına vardığım değişikliğe karşılaştırmam olanak taşınır. Bunun nedeni, yukarıda açıklandığı gibi dış dünyayı doğrudan ve algıdan bağımsızı olarak tanıma olanağının bulunmayışıdır. Algı içeriğim ve tasarımlanı kavraya bildiğim anlamda dış dünyayı kavrayamam.
Bir dış dünya ve anlık ayrımı yaptıktan sonra eğer algı içeriğimizi, onun tasarımı olduğu dış dünya bölümü ile karşılaştırma olanağımız bulunmadığı ortaya çıkıyorsa, algımızın dış dünyayı bize doğru olarak yansıttığının bir deneysel bilgi olduğu da söylenemeyecektir.
Deneysel bilginin ve buna bağlı olarak bilimin, bir dış dünyaya ilişkin olmak iddiasını sürdürdüğü ölçüde, deneysel olmayan bir varsayım üzerinde temellendiriyor olduğudur. Deneysel olan bilimin her bir önermesi doğruluğunu, dış dünyayı yansıtan tasarımlarımızın dış dünyayı doğru olarak yansıttıkları varsayımına borçludur. Oysa deneysel bilim, bu ilk varsayımın doğruluğunu deneysel olarak tanıtlamaktan henüz ilkesel düzeyde bile yoksundur. Bilimsel ve deneysel açıdan bu konuda pek yapılabilecek bir şey olmadığına göre yukarıda çıkarsan felsefi sonuçlardan daha iyimser olanlarını çıkarsayamadığımız sürece dış dünya bir varsayım olmak ötesinde bir ağırlık taşımayacaktır. Deneysel .bilginin, bilimin kabul ettiği gibi dış dünyanın bilgisi olduğunu da bir varsayım niteliğini aşamayacak ve deneysel bilginin gerçekte ancak dış dünyayı yansıttıklarına inandığımız tasarımlarımızın bilgisi olduğu ortaya çıkmış olacaktır. İşte bu genel görüş diye nitelendirdiğimiz karşısına çıkan felsefi güçlüklerden yalnız biridir.
Algı içeriğimizi tutarlı bir bütün oluşturur. Algımız o ölçüde tutarlıdır ki, dış dünyada bir değişiklik yaptığımızda bunun sonuçlarını önceden kestirebiliyoruz. Algının bu denli tutarlı olmasından onun keyfi olmak yerine bizden bağımsız bir gerçekliği doğnu olarak yansıttığı yani deneysel bilginin temel varsayımın doğru olduğu sonucu çıkarsanamaz mı?
Gerçekliğin karşısındaki tutuma kuşkuculuk diyoruz. Kuşkuculuk yalın gerçekçiliğe karşı o denli güçlü uslamlamalar çıkarmıştır ki, deneysel bilginin olanaklı olduğunu gösterebilme çabası içinde birçok değişik felsefi tutum ve açıklama doğmuş ve hatta bunlardan kimi deneysel bilginin olanaklı olduğunu göstermek uğuruna dış dünyanın varlığını yadsımak durumda kalmıştır.
Dış dünya hakkında anlığımızda oluşan tasarımların kaynağı duyum ve bunun üzerine kurulan algımızdır. Tasarımların kökeni dış dünyanın kendisi oluştursa bile onların kaynağı bu kökenden etkilenen duyumdur. Bu aşamada algı ve duyum içerikleri arasında bir ayrım gözetmeden bunların renkler, biçimler sesler kokular, dokunun ve tatlar gibi tasarımlardan oluşturduğunu söyleyeceğiz. Anlık ta oluşan her bir algı tasarımını bir algı inancında verebiliriz.  Yalnız bu biçimdeki her önereme gerçek algı önermesi değildir.
Herhangi bir önermenin yalnızca bilişi değil de bilgi verebilmesi onun doğru olmasına bağlıdır. Doğruluk ve bilgi ise kesinliği gerektirir. Kesinlik kuşkunun karşıtıdır. Deneysel bilginin temelindeki varsayımın doğruluğunun deneysel olarak kesin olamadığından deneysel bilginin gerçekten bilgi olduğu konusunda da kuşkuya açık kalmaktadır işte bu kuşkucuyu felsefesine temel yapana kuşkucu diyoruz.  Kuşkucu duyu deneyimlerimizin güvenilir olmadığını göstermek amacıyla kuşkucu, şu görüşlere yer vermektedir:
1)      Algımız bizi sık sık yanıltır.
2)      Algımızın yanılıp bize var olamayan şeyler gösterdiği veya var olanları da olduklarından farklı biçimde yansıttığı olağandışı durumlar
Algının Değişmesinden Uslamlama
a)      X nesnesinin algısı olarak adlandırdığımız duyu deneyleri değişen koşullara göre değişiklik gösterirler
b)      X nesnesinin kendisi bu koşullara göre değişmez
c)       Şu halde x algısı her zaman xin kendiliğinde olduğu gibi değildir.(yani gerçek ve görüntüsü arasında fark vardır.
d)      Xin hangi algısının x i kendiliğinde olduğu gibi yansıttığını bilemeyiz.
e)      Şu halde xin hiçbir algısı için onun xi kendiliğinde olduğu gibi yansıttığını kesinlikle savunmak olanağı yoktur.

Algının Yanılsamasındaki Uslamlama
a)      Algımız kimi durumlarda yanılır. Yanılgılar yanılsamalar sanrı ve düşler
b)      Bu durumlarda algının yanılgılı olduğunu anlayabiliriz. (yanılgılı algıyı yanılgısından ayırt edemeyebiliriz)

c)       Şu halede her an için hatta sürekli olarak algımız biz anlayamamıza karşın yanılgı olabilir.

d)      Şu halde hiçbir algının kesinlikle güvenilir olduğu savunulamaz.

Kuşkucunun bu uslamlamaları önce görüntünün algının gerçeği olduğu gibi yansıtmayabileceğini ortaya koyduktan sonra, bunu genelleyerek, hiçbir algının gerçeği olduğu gibi verdiğinin kesinlikle ileri sürülemeyeceğine götürüyor. Dikkat edilmesi gereken nokta, burada hiçbir algının doğru olmadığı gibi bir sav bulunmadığıdır. İleri sürülen, kuşkuculuğun gereği olarak ve uslamlamadan tutarlı olarak çıkarsanabilen hiçbir algının doğruluğunun kesin olarak bilinemeyeceği sonucudur.
Sonuç eğer bir dış dünya gerçeklik varsa, bunun deneysel bilgisi yoktur.


29 Kasım 2018 Perşembe

Alan Musgrave Sağduyu ve Bilim - Bölüm 3


Bölüm 3
Duyular hakkında kuşkuculuk.
İkinci bölüm çok kısa olduğu için atlıyorum.
Deneyciliğe Karşı Sextus Empiricus
Tutarlı bir kuşkucu hiçbir şeyi bilmemesi gerektiğinden en iyi örnek ya da tartışmaları seçmek zorunda değildir, bunun yerine hepsinin aynı anda ve düzensiz bir şekilde öne sürülebilir.
Sextus kuşkunun duygularımızın bize her yerin nasıl göründüğünü anlattığı gerçeği reddetmek yerine duyuların etrafımızdakilerin gerçekte nasıl olduğunu anlatıp anlatmadığını sorduğunu belirtir.
Genelde bir nesnenin görüşteki şekli ona hangi konumdan baktığınıza bağlıdır: Yukarıdan bakıldığında madeni bir para yuvarlak görünür ancak yandan bakıldığında elips şeklindedir, masanın üst kısmının görünürdeki şekli herkes için farklı olacaktır çünkü herkes masaya başka bir açıdan bakmaktadır.
Çıkarımların birçoğu oldukça önem taşımaktadır ve bunlara özel isimler verilmiştir:
1)      Yanılsamaya dayılı uslamlama (1) bir yanılsama (ya da hayal görme) söz konusu olduğunda, nesneler gerçekte göründükleri gibi değildirler. (2) Bir yanılsamayla karşı karşıya olmadığımızdan hiçbir zaman emin olamayız, (3 ) Buna göre, nesnelerin gerçekte göründükleri gibi olduğundan hiçbir zaman emin olamayız.

2)      Halüsinasyona dayalı uslamlama: (1) Bir halüsinasyon söz konusuysa nesneler gerçekte göründükleri gibi değillerdir. (2) Halüsinasyon görmediğimizden hiçbir zaman emin olamayız. (3) Buna göre nesnelerin gerçekte göründükleri gibi olduğundan hiçbir zaman emin olamayız.

3)      Düşlere dayalı uslamlama: (1) Rüya gördüğümüz zaman, nesneler gerçekte göründükleri gibi değillerdir. (2)  Rüya görmediğimizden hiçbir zaman emin olamayız. (3) Buna göre, nesnelerin gerçekte göründükleri gibi olduğundan hiçbir zaman emin olamayız.

Normal insanlarsak, o zaman gözlemsel yargıların doğruluğuyla ilgili dolaysız bilgiye sahip sayılırız. Her şeye rağmen, duyurmamızı bilginin kaynaklarından biridir, ancak bu sadece doğal koşullar içinde sağlıklı kişiler ve normal insanların duyuları için geçerlidir.
Duyular bilgi için kuşkulu bir temel sağlar; eğer bilgi bu temel üzerine kurulduysa bazı durumlarda altüstü edilebilir.
Şu an üzerinde durduğumuz konu deneyimlerimizdeki çelişkileri nasıl çözümlediğimizdir.
Sadece bilimin belirli deneyimleri gerçeğe uygun olmadıkları iddiasıyla göz önünde bulundurmayan sağduyuyu desteklediğini göz önünde bulunduracağız sağduyusal inançlar ve bilimsel kanılar bizim duyuların tanıkladığını geçersiz kılmakta güçlerini birleştirirler.
Katı deneyciler duyu- deneyin bilginin bir dayanağı olarak görürler, Duyularımız gözlemsel önermelerin doğrulunu hakkında yer diğer inançlarımızın da duyu deneyimine başvurarak gerekçelendirilebileceği konusunda bize güven verir. Ancak şu ana kadar gördük ki başka kanılarımız da bazı gözlemsel önermelerin yanlışlığını bize kabul ettirerek bunları reddetmemize yol açabilirler. Kanı ve deneyim arasındaki ilişkinin katı deneycilerin farz ettiği kadar belirgin olması mümkün değildir.
Kesin olarak ortaya konmuş saf gözlemsel önermelerin bilginin başlangıç noktası olarak ele alınması imkânsızdır gemilerini açık denizde tekrar inşa etmeleri gerektiğinden, onu hiçbir zaman onarım havuzunda parçalara ayıramayan ve orda en iyi malzemelerden tekrar kurma olanağına sahip olmayan denizciler gibiyiz… Gözlemsel önermelerin terkedilmesi ihtimalini de hesaba katmalıyız.
Duyu deneyimizdeki çelişkileri çözümleneme için çoğunlukla belirli deneyimleri gerçekle uygun olmadıkları için dikkate almaz ve bunların etrafımızdaki yeğlerin gerçekte nasıl olduklarını açıklamadığını söyleyerek ortaya koydukları gözlemsel önermeleri doğru olarak kabul etmek istemiyiz.
Gözlemlediğimiz şeyler hakkındaki bilgi ya da kanaatlerimiz deneyimlerimiz gerçeğe uygun ya da uygunsuz olarak sınıflandırabilmek için kullandığımız olacaktır.
Deneyimlerimiz anlamak ya da yorumlamak için önceki inançlarımıza güvenirsek, o zaman güvendiğimiz inançların doğru olduğundan emin olduğumuz sürece doğru bir şey yaptığımızdan kuşku duymayabiliriz.
Algısal Hata sorunu: Kişinin hayale aldanmasıyla gerçekleşmesidir.
Deneyimlerim katılmaya karar verdiğim şeylerle ilgilidir sadece faklına vardıklarım zihnimdekileri şekillendirir, seçici ilgi olmadan deneyim bütünüyle bir kaostan ibarettir.
İlgilerimiz, önceki inançlarımız ve beklentilerimizin hangi duyusal uyaranı dikkat alacağınınız belirlememesine yardımcı oldukların gördük. Önceden sahip olduğumuz kanı veya beklentilerimizi yorumlamamız bazıları gerçeğe uygun bazılarını ise gerçeğe uymayan şeklinde adlandırmamız konusunda bize nasıl yardım ettikleri üzere birkaç örnekle karşılattık bunun bizi algısal aylanılmalara hangi şekillerde götüreceğini de gördük: Yanlış olan gözlemsel yargıları her zaman gerçek olarak adlandırma konusunda başarılı olamamaktayız.
Bacon
Bacon bir deneycidir. Tüm hata belirsizliğin deneyim ve gözlemlerin doğru şekilde uygulanmamasından meydana gelen yanlış yöntemin kullanımsayıla ortaya çıktığını düşünmekteydi. Bacon bu hatalı yöntemi ‘doğanın öncelenmesi’ olarak adlandırmaktaydı.: Akıl doğanın kendisine duyular yoluyla bildirecekleri öncelemektedir: böylece akıl çabuk bir takım sonuçlar çıkararak bu erken doğmuş kurgulama, önyargı veya önceden verilen yargıların (önyargı) duyuların mesajını çarpıtmasına yol açabilir. İnsanın anlama yetisi kendi doğasından dolayı dünyada olduğundan daha fazla düzen ve düzenliliği varlığını varsayma eğilimindedir.
Bacon’a göre önceden sahip olunan inanç önyargılar ya da ön kavrayışlar duyuların mesajını çarpıtabilir.
Gözlem Kuram Yüklüdür.
Filozoflar bir şeyi görmekle onun ne olduğunu görmek arasında ya da genel olarak bir şeyi algılamak ve onu anlamak arasında bir ayrım yapışlardır.  Birşeyin ne olduğunu görmek önermelerle ilgili bir durumdur ve söz konusu önermenin ortaya çıkabilmesi için gözlemcinin gerekli olan sözcük ya da kavramlara sahip olması gerekir. Görmek ise önermelerle ilgili bir durum değildir ve herhangi bir kavrama sahip olmayı gerektirmez. Bir şeyin ene olduğunu görebilmemizi mümkün kılan şey dil ya da kavramların anlayışına önceden sahip olmamızdır. Birşeylerin var olduğunu görebilmemizi veya genel anlamayla ne olduğunu algılayabilmemiz ve böylelikle de gözlemsel yarılar oluşturmamızı sağlayan şey dildir.  

27 Kasım 2018 Salı

Alan Musgrave - Sağduyu, Bilim ve Kuşkuculuk 1.Bölüm


Bilgi sorunu
Felsefenin temel sorularından birisi bilgi sorunudur.  Bilgi sorunun temel sorularını ise şu şekilde sıralamak mümkündür:
Herhangi bir şeyi bilebilir miyiz?
Eğer bu mümkünse ne tür şeyler bilebiliriz?
Ve bunları nasıl bilebiliriz?

Evet, birçok şeyi biliyoruz. Bilginin sınırı yok fakat bilgi ne? Bilgiyi tanımlarken genelde gerekçelendirilmiş doğru inanç denir.  Bir şeyi bilmek için ona inanman ve bu inancın doğru çıkması yeterli değildir inancım için iyi nedenler gösterebilmem veya bu inancımı gerekçelendirebilmem, doğru olduğunu göstremem ya da onu kanıtlama gerekir. Sadece ve ancak iddiamı gerekçelendirdiğim ve bu iddiamı şanslı bir tahmin olmadığını gösterdiğim zaman o konuyu bildiğim söylenebilir.
Öncelikle inanmak gerekir sonrasındaysa inancımı doğru olması gerekir ve en sonunda inandığım doğruluğu gerekçelendirebilmeliyim.
Bir çok filozof gerekçelendirebilme kısmına sağlam yorum getirmişlerdir. Buna göre bir inancı gerekçelendirmek ortaya ikna edici sebepler koymaktır bu sebepler söz konusu inancı ortaya koymalı veya kanıtlamalıdır. Bu filozoflar tek gerçek bilgi kesin olan bilgidir. “kesin olmayan bilgi” zaten kendi içinde bir çelişki yaratmaktadır. Bir inancın gerekçelendirilebileceği ve ikna edici olmayan sebeplerle bilgi adına alabileceği fikrini reddederler,  Yunanlılar bütünüyle kesin olan bu bilgiye (episteme) adını vermişlerdir, bunu doxa yani sıradan kanıdan ayırmamışlardır bilgi kuramına epistemoloji gibi ilginç bir ad veren bu episteme sözcüğüdür.
Bilgiyi, kesin bilgiyle eşdeğer tutan düşünürler bilgi sorunun da özel bir şekilde tanımlar onlar için bilgi sorunu aslında bir kesinlik sorunudur.
Bir şeyi kesin olarak bilebilir miyiz?
Eğer mümkünse , ne tür şeyleri kesin olarak bilebiliriz?
Geleneksel görüşün temeli olan üç bilgi koşulu( inanç, doğruluk ve gerekçelendirme) ayrı ayrı gereklilik ve hep birlikte yeterlilik belirten koşullardır: Bilginin varlığı için her bir koşul hazır bulunmalı ve tüm koşullar bir arada bulunduğunda da bilgi ortaya çıkmalıdır. Ancak bu geleneksel düşünce eleştiriden kurtulamamıştır. 
Birinci itiraz gerekçelendirilmiş doğru bir inanca sahip olduğu ancak bizim bu kişinin söz konusu önermeyi bildiğinden hiçbir şekilde emin olamadığımız türünden tuhaf durumlar yaratması gibi…
İkinci itiraz, yani gerekçelendirilmiş doğru inancın bilgi için gerekli olmadığı fikri, bilgi tanımına durum ya da bilgi çeşitlerine dayanmaktadır. Kapı komşumu tanıyor, anasının kokusunu ve Eyfel Kulesini biliyorum. Ancak söz konusu durumlarda doğru gerekçelendirebileceğim ve inandığım bir yargı da önerme bulunmuyor bu tür bilgilere tanıdık bilgi deniyor.  Ve böylece görünürde üç değişik bilgi türü bulunuyor.
!) Nesnelerin ya da şeylerin bilgisi olarak – tanıdık bilgi tanıyarak bilme
2) Bir şeyin nasıl yapılacağına dair bilgi – yordam bilgisi
3) yargı ve öremelerin bilgisi ( konular bilgisi ya da önermesel bilgi)
Aslında bu kuvvetli bir itirazdır. Önermesel bilginin değişmez olduğunu ve başka tür bilgilerinde önermesel bilgilere indirgenebileceği veya bu önermesel bilgilere dahil özel durumlar oluşturduğunu savunan bazı filozoflar bu tezi yıpratmaya çalıştılar. Tanıdık bilgiyi yordamsal bilgiye, yordamsal bilgiyi önermesel bilgiye indirgenebileceğini söylemilerdir.  Böylece tüm bilgiler önermesel bilgi olduğu tezi bazı ilginç ve zor soruları beraberinde getirmektedir. Hâlbuki öyle özel beceriler vardır ki bunun hakkında önermesel bilgiye sahip olunmayabilir.  İnsan harici varlıklar hayvanlar önermesel bilgiye sahip olmasalardı tanıdık bilgiye ve konular bilgisine sahip olabilirler. Örneğin köpeğin sahibini tanıması, kedinin yemeğini bulması…
Bunun yanında başka tür bilgilerinde biliriz, deneysel bilgi, pratik bilgi, sezgisel bilgi, dinsel bilgi, matematiksel bilgi, estetik bilgisi,
Gerekçelendirilmiş doğru inanç fikrine yapılan başka bir itiraz ilginç bir konuyu ortaya çıkarmaktadır. Bu itiraz üçüncü koşulun ifade edilmesi durumunda ikinci koşulun geçersiz olduğudur: Eğer bir inanç gerekçelendirilmişse bu inancın gerçek olduğu kendiliğinden anlaşılmış demektir böylece bunu ayrı bir koşul olarak ifade etmemiz gerekmez. Eğer gerkeçelendirilmiş kavramı güçlü bir şekilde yorumlanarak ikna edici sonuçlar çıkarma ya da kanıtlama anlamı alınırsa bu itiraz bir oranda haklı bulunulabilir. Peki, yanlış inançları kanıtlayabilir miyiz?
Bir de kuşkucular var. Kuşkucu inanları gerekçelendirme işleminin kaçınılmaz sonsuz geri gidişlere maruz kaldığı iddia eder. Burada sonsuz bir geri gidiş çabası ortaya çıkması demek şu demek mesela bir kelimeyi tanımlamak istiyorsunuz. Örneğin masa kelimesi: dört ayak üzerinde bulunun tahtadan yapılan bir araç. Bu tanımın içinden de tahta kelimesini seçtim. Mesela yine tanımlamam gerekecek onun tanımını yaptıktan sonra tanımın içinden başka bir kelimeyi yine tanımlamam gerekecek bu böyle sürüp gidecek buna ad infinitum deniyor. Bu sonsuza kadar olan bir süreçtir ve kuşkucuya göre sonsuza kadar bunları tanımlamak imkânsızdır. Yalnızca düşünceye dayanan şeyler yine sadece düşünceden oluşmakta böylece bilginin yapısı bozulmaktadır.
Bu genel tartışmanın gerekçelendirme kavramının hem güçlü ikna edici sebepler göstermek ya da kanıtlamak, hem de zayıf yani ikna edici olmayan sebepler öne sürmek yorumuna karşı olduğunu belirtmek gereklidir burada kanıtların sonsuz geri gidişi dışında, sebeplerinde sonsuz geri gidişi söz konusudur.
Kuşkucular, gerçekte bir şeylere inanmamız hiçbir zaman gerekçelendirilemeyeceğini savunurlar. Kelimelerle ortaya koyduğumuz şeylerin bile ne olduğunu bilmemekteyiz.
Tanımların sonsuz geri gidişlerini ortaya çıkardığı bir konu dil öğrenimindir çocukları anadillerini öğrenmek gibi şaşırtıcı bir olayın üstesinden gelirler. Kelimelerin tanımlanması veya anlamlarının açıklanması bu anlamlara bağıl ön bir bilginin var olmasına bağlıdır eğer ortada b türden bir ön bilgi yoksa tüm bu tanımlamalar başarısız olacaktır.
Dogmacılarsa kuşkucuların tam karşısında yer alırlar.  Ad inifutum durdurulabilir. Başka inançların bu inançlara dayanarak doğrulandırılması zorunluluğunun oluşması fakat söz konusu inançlar daha ileri doğrulamaları zorunlu kılmamış durumunda bu gerçekleşecektir. Böylece ad inifutum açıklamasını eleştirmek için dogmacılar iki faklı tür bilgi arasında ayrım yapma yolun gitmişlerdir.
1)    Temel önermelerin dolaysız bilgisi veya ilk ilkeler veya gerekçelendirme gerektirmeyen aksiyomlar.
2)    Temel önermelerden veya ilk ilkelerden ya da aksiyomlardan hareketle gerekçelendirme gerektiren önermelerin dolaylı veya çıkarsanmış bilgisi.
Dogmacılar sonsuz geri gidiş tartışması için farklı tür kelime terim ya da kavramdan bahsetmiştir.
1)    Dolaysıza anlaşılmaları yüzünden anlanmaları açıklama gerektirmeyen ilkel (başlangıç) kavramlar
2)    Anlamlarının ilkel kavramlara göre açıklanması veya tayin edilmesi gereken tanımlanmış kavramlar.
Açıkçası bu cevap kuşkuculara göre dolaysız bilgi kuramının sınırları içinde kalmaktadır. Belli önermelerin anlamlarına ait dolaysız bilgimizin kaynağı nedir? Epistemoloji tarihinde bu soruya yönelik iki rakip yanıt olmuştur: Deneyim ve akıl
Kelimelerin anlamları sadece kavranırlar bu uygun deneyimlerin belli sözcüklere bağlanmasıyla meydana gelir. Diğer görüşler gözlemlerimizden gelen kavramlara göre tanımlanırlar. Gözlem algılarındaki dolaysız bilginin kaynağı olarak duyuralı temel alan bilgi kuramına deneycilik diyoruz.
Eski bir Latince söz der ki, daha önce duyulardan geçmeyen hiçbir şey zihinde yer alamaz.


25 Kasım 2018 Pazar

Metafizik

Merhaba Dostlar,

 Bu yazıda Aristotelesin metafizik kitabının çok küçük bir parçasından bahsedeceğim. Metafizik bir çok kitaptan oluşuyor Ben burada sadece 1. Kitabın ilk sayfalarından bahsetmekle yetineceğim. 
1. Kitap 
1. Bölüm
Duyum, Deney, Sanat, Bilim, Bilgelik

30 Ağustos 2018 Perşembe

SALDIRGANLIK

saldırganlık ile ilgili görsel sonucu
Bir kişi tarafından bir başkasına karşı işlenmiş suçlar.
ABD, dünyada en yüksek cinayet oranlarıyla tanınmaktadır.
ABD'de ekonomik kaynakların dağıtımının daha adaletsiz olması,
Bir ülkede pek çok yoksul olduğunda ya da bir ülke içindeki gruplarınasında büyük bir ekonomik farklılıklar bulunduğunda cinayet oranları artmaktadır.
ABD'de toplumsal kaynaşma ve bütünleşme düzeyi düşüktür.
Değişik etnik kökenlerden, değişik dilleri konuşan birçok farklı grubun olması,
   Nüfustaki yaş dağılımı
    On beş- yirmi dokuz yaş arasında yüksek bir nüfus oranı bulunan ülkelerde cinayet oranları  yüksek olmak eğilimindedir.

29 Temmuz 2016 Cuma

İnception, Phyrrhon, Descartes


Bu aralar vakit nasıl geçiyor anlamıyorum? Çok yavaş geçiyor. Bir aralar her şeyden Phyrrhon gibi her şeyden şüphe etmeye başladım. İki yıl önce favori filmim İnception filmini izlediğimden beri rüyamın içinde uyumayı çok istiyordum. Ne kadar delice değil mi?Hangi insan bir filmi yaşamak ister ki? Ben rüyadayken rüyada olduğumu hiç anlamazdım.Her şey çok gerçekçi gelirdi. İşte bu yüzden şüphe etmeye başladım. Bir film bir de Phyrrhon ama bir de Rene Descartes vardı. Ona rüyalar görmeye başladı. Rüyasında uyuduğunu görüyor, sonra uyanıyordu. Ama rüyasında uyandığını görmüştü. Her şeye şüpheyle yaklaştı. Şüpheyi düşünce sınırlarına getirdi.

25 Haziran 2016 Cumartesi

16 Haziran 2016 Perşembe

Terör ve Cihad'ın Retoriği

Günaydın Herkese,
Sahurdan beri uyuyamıyorum. 1 saat boyunca uyumaya çalıştım.Baktım uyuyamıyorum, bende Caner Taslaman'ın "Terör ve Cihad'ı Retoriği" adlı kitabı okudum. Hem bir kaç gündür kitap okumuyordum.( Dizi izlemeye kendimi kaptırdım...) Okumak iyi geldi. Sonrasında yine uyumaya çalıştım ama nafile... Biraz internette gezindim.2 gündür yüne bakmadığım Reis Bey kitabını da bitirdim.. Zaten incecik.Biraz daha vakit geçti ve ben hala uyuyamadım. Hazır Bilgisayar boşken yayın girmeye karar verdim.

9 Haziran 2016 Perşembe

Big Bang ve Tanrı - Caner Taslaman

Merhabalar,

OKUYORUM..Bu sefer okuduğum kitabın Edebiyatla pek bir ilgisi yok.Ama hayatımızı etkileyen bir konu. Bilim ve Tanrı ilişkisini açıklayamıyoruz. Bir çok müslüman Allah'a inanıyor ama Onun varlığını bir ateiste yahut bir agnostike anlatmakta güçlük çekiyor. Sadece diyoruz ki:"Allah Kuran-ı Kerim de yazmış." Bu karşı taraf için pek de inandırıcı olmuyor. Çünkü karşı taraf zaten Yüce Kur'an-ı Kerime inanmıyor. Ve maalesef bazı kesimler biz müslümanları yahut herhangi bir dine inana insanları bilimle ilgilenmeyen cahil insanlar olarak görüyor. Genellikle vahiy kaynaklı dinlerin bilimle ve felsefe ile alakasının olmadığını söyleyenler. Bu durumdan ben çok rahatsızım. Türkiye!de de bilim ve felsefe ile ilgilenen çok az insan var ve genellikle bu tip insanlar bizi yobaz olarak nitelendiriyor.

Fakat Caner Taslaman diğer Profesörlerden biraz ayrılıyor. Bilimsel bulgıların ve teorilerin aslında dine aykırı olmadığını kanıtlıyor. Kitaplarında bunu anlatıyor. Benim okuduğum kitabı ise Big Bang ve Tanrı.

 Big Bang ve Tanrı kitabında Caner  Taslaman ilk önce bize Big Bang Teorisini anlatıyor. Herkesin anlayabileceği bir dille yazılmış. Hiç fizik bilgim olmamasına rağmen ben çok rahat anladım. Teorinin kim tarafından  ortaya atıldığı hangi yasalar ile başladığını hatta bilim adamlarının  çalışmalarını Big Bang'ten Önce ve Sonra olarak ayırmış.

  Fakat Big Bang sadece bilimi ilgilendirmiyor. Bilimin yanında Felsefe ve İlahiyat alanınında nasıl etkilediğini bu kitabı okuyunca anlayabilirsiniz. Big Bang teorisi Yaradılışçılığı savunur.
Kendinize şu soruları soruyorsanız okuyun.
" Patlamayı kim başlattı?"
"Madde'nin başlangıcı ve sonu var mıdır?"
"Zaman kavramı nasıl oluştu?"
"Evren nasıl genişledi?" ve benzeri sorularınız varsa bu kitaba bir bakın derim...
 artist concept of a star erupting
Bu tip kitaplar okumaya devam edeceğim inşallah. Size  de tavsiye ediyorum..
  Kitabı okumadan önce konuyla ilgili araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Her ne kadar Anlamış olsam da kitabı okumadan önce Big Bang Teorisi hakkında epey bir araştırma yapmıştım. Teori hakkında bilginizin olması kitabı objektif olarak  değerlendirmenizi sağlayacağını düşünmekteyim.

Not: Kitap çok kısa 170 sayfaydı, sanırım.
Not2: Kitabı ücretsiz olarak şu adresten indirebilirsiniz:
 http://www.canertaslaman.com/2012/03/big-bang-ve-tanri/

Big Bang Teorisnin zamansal geçmişi:

5 Mayıs 2016 Perşembe

Ütopya - Sir Thomas More Mina Urgan İncelemesiyle

Merhabalar,

 KÜNYE
Kitabın Adı: Utopia
Özgün Adı: Utopia
Kitabın Yazarı: Thomas More,
Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol, Mina Urgan
XXI.Basım Ocak 2016, İstanbul

10 Şubat 2016 Çarşamba

Tembellik Hakkı- Paul Lafargue


Kitabın Adı: Tembellik Hakkı
Orjinal Adı: Le droit a la paresse
Çeviri: Mehmet Köle
1. Baskı
 Aralık 2014
Sayfa Sayısı: 68

Kitap marksist yazar Paul Lafargu tarafından kaleme alınmıştır. Kitabın yazılma amaçlarından biri ise şudur: " Louis Blanc2un 1848 yılında yayımlanan "Çalışa Hakkı" adlı eserine bir cevap olarak yazılmış. Louis Blanc'in bu eseri, Reformcu sosyalistler tarafından ele alınmış ve alay konusu olmuş. Paul Lafargue içinde aynı şekilde bir alaya alma eseri olarak niteleyebiliriz.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...