13 Ocak 2016 Çarşamba

Dilimiz ve Kültürümüz- M. ESAD COŞAN

Bu kitap aslında 2013 yılından beri kitaplığın bir köşesinde duran kitaplardan biriymiş. Geçen gün kitap raflarını düzeltirken rast geldim ve bu  kitabın elime nasıl geçtiğini hatırladım. o yıl bir yarışmaya katıldım ve yarışmaya katılanlara bu kitabı hediye olarak verdiler. Bende vaktim yok kitap okumaya ders çalışmam lazım  ayrıca çözülecek çok testim var diyerek hayatımın yanlışını yaptım. 2 yıl boyunca kitap okumadım. Hayatım da en sevdiğim meşgalem olan kitap okumayı bıraktım. Bir süredir bu eksikliğimi kapatmak için olağanca gücümle okumayı sürdürmekteyim. Sınavlara çalışan arkadaşlarıma naçizane tavsiyem şudur; Hiç olmazsa günde bir 10 sayfa okuma yapmaları özellikle de Türk Edebiyatı Klasiklerini okumalarını tavsiye ediyorum.  Çünkü 2 yıl boyunca düzenli olarak kitap okumamış bir insan olarak söylüyorum bunun eksiliğini hemen fark ediyorsunuz . Ayrıca hayatımızın neredeyse ilk 23 yılı sınavlarla geçiyor. Akademisyenlik düşünenler içinse neredeyse bir ömür sınavlarla geçiyor. Bu nedenle: "Kitap okumayı bırakmayın." diyorum .


12 Ocak 2016 Salı

Toprak Ana - Cengiz Aytmatov

  Nereden başlasam yinede bilemedim bu incecik kitabı anlatmaya. Ne denir ki? Nasıl anlatılır? Ama bir şekilde başlamam lazım.

     Kitabı çok beğendim. önceden yarısına kadar okuyup bırakmıştım. O zaman idrak edememişim içinde anlatılan aşkı aşktan daha önemli olan savaşı ve barışın gerçek gözcüleri olan halkın. Savaşı anlatan Bir Kırgız Kadını nasıl olur sizce? Çok uzakta aramayın Vatanımızın Toprağında da vardı var var olacak. Çalışkan, sevmeyi bilen her zorluk karşısında sabırla bekleyen, göz yaşlarını toprağa akıtan Analar, "Topraktan geldik yine toprağa döneceğiz" diyen analardır.
    
    Gerçek emekçiler analardır. Kitaptan anladığım büyük bir ayrıntıdır. Tolgunay bir Kırgız kadınıdır ancak onu bugün Anadolu'da Türkmen topraklarında ve bir çok Türk Devletinde görebiliriz. Hatta Dünya'nın çoğu yerinde 

    Dram ve birazda tarih kokan bir kahraman Ana'nın öyküsüdür. Sevgisi sonsuz olan, saygı duyduğum gerçek(!) bir emekçidir.

11 Ocak 2016 Pazartesi

10. ANKARA KİTAP FUARI


     Ankara kitap Fuarındaydım. Kitap Fuarı aslında 9 Ocak Cuma günü başladı. Fuar 10 gün sürecek. Ben bugün okul çıkışında  uğradım. Şunu söylemeliyim ki Fuar başarılı bir fuar değildi. Ama yinede kitapları görmek çok güzeldi. Eh bir kaç kitapta aldım. Özelikle Felsefe ve Edebiyat alanlarında kitaplar almaya gayret gösterdim.

  Ankara da yapılan kitap fuarı neden bu kadar kısıtlı oluyor anlayamıyorum.

10 Ocak 2016 Pazar

Şeker Potakalı- José Mauro De Vasconcelos

    Bir türlü anlamam bu tip kitaplar neden ama neden çocuk kitabı olarak satılıp yetişkinlerin okunması istenmez. Anlayamıyorum. Nasıl anlayabilirim ki? Söyler misiniz? Çünkü istemezler insanların aydınlanmasını o yüzden Masal kitaplarıyla birlikte satılırlar. Çocuklar bu tip kitaplar okumasın demiyorum . Herkes okusun kitapları yaşa göre kategoriye ayıran ve bundan kazanç sağlayan zihniyetin karşısındayım. 
   Evet birazcık öfke kustuktan sonra kitapla ilgili yorumuma döneyim. Kitabı çocukken okumuştu. Şimdi 18 yaşında yeni yetme bir genç olarak okudum. Bu tip kitapları ara ara dönüp okurum. Bu tip okumalar bana yıllar içinde ne kadar değiştiğimi gösteriyor. Aynısını yapmanızı sizlere tavsiye ediyorum. Şimdi sizlere şu an ki düşüncelerimi paylaşmak isterim.

9 Ocak 2016 Cumartesi

Yeni Blog Tasarımı- Bir Teşekkür

  Gördüğünüz gibi sevgili Dostlarım Blog Temam değişti. Fakat tasarım bana ait değil. Ne kadar uğraşsamda özgün bir şey yapamadım ve vakit ayıramadım. Sağolsun Merve Canbaz bana çok yardımcı oldu. Hatta yardımcı olmakla kalmadı bizzat kendisi bu tasarımı yaptı. Merve Canbaz aynı zamanda Merve'nin Bloğu adlı bloğun yazarı. Merve benim gerçek hayatta da sevdiğim arkadaşlarımdan. :) Kendisi bana çok yarımcı oldu bu blog mevzusunda . Kendisine içtenlikle teşekkür ediyorum :)


 

 

8 Ocak 2016 Cuma

Kuyucaklı Yusuf Sabahattin Ali








Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali’nin Türk  Edebiyatın’a Kazandırdığı  nadide bir eser olarak nitelendiriyor. Kitabimizin ilk cümlesi gayet duru bir Türkçe ifade ile başlıyor . Gerçekten de ben okurken o naif ve hoş Türkçeye hayran oldum. Ayrıca Taşra yani İstanbul dışında geçen romanların  en fevkaledesidir.
Resmen Yahya Kemal  Beyatlı’nın “Türkçe Ağzımda Annemin sütü gibidir” sözünün kanıtıdır diyebilirim l
Sabahattin Ali’nin toplumcu gerçekçi görüşünü  bu romanda hissetmek mümkün. Taşradaki  toplumsal sorunlar işlenmiş. Nedir bu sorunlar?



*Gençliğini  harcayıp  önüne gelen bir bayanla yapılan evlilik.

*Kız çocuğunu pek bir büyümüş gibi görücüye çıkarma

*Kamu görevlilerinin yaptığı hatalar

*Toplumdaki zalim ve zengin insanlara gelince adaletin durması

Tabiki bu yandan da romantizmi bize yaşamaktansa geri kalmıyor.Yani sevgiyi, aşkı, öfkeyi ve bir çok duyguyu bana doruklarda yaşattı. Özellikle de Aşk burada ihmal edilmemiş. Aşkın her halini; sevince sevdiğini söyleyememek, kavuşamayan aşıklar, kavuşunca aile içindeki sorunlar ve tabi ki ayrılıkları burada görebilirsiniz.
Kitabın  baş kahramanı Kuyucaklı Yusuf’ta ise Anadolu'nun  herhangi bir köyünde doğan her genç gibi zorluklar karşısında sabırla bekleyen lakin bir o kadar lirik bir kahraman..
Son olarak, Keşke yıllar önce olsaydım.Okurken çok keyif aldım.


İşte bir kaç alıntı:

Hiç geçmeyen,hiç unutulmayan şeyler de var, beyefendi!
Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler de var..."

Hapishane ancak serseriler, köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oğlu, adam öldürse bile, onlarla bir tutulamazdı.

Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti...

"Ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.."

''Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek ihtimalinin korkusunu çekmiş olmasalar,belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını hala bilmeyeceklerdi.''

Hayat bu derece mânâsız ve insan dünyaya boş durmak için gelmiş olamazdı.

Hayat, birbirinden ayırdıklarını kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yan yana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.

Hayat, birbirinden ayırdıklarını kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile uzun zaman yan yana bırakmıyordu

Ömrünün bu en güzel gecesini ömrünün bu en korkunç gününün takip etmesi mi mukadderdi?

Konuşmaya ne lüzum vardı ? Bütün güzel laflardan ve hoş insanlardan sıkılan bu mahlukları,birbirlerinin sessiz mevcudiyeti,yorgunluk verecek kadar doyuruyordu.

7 Ocak 2016 Perşembe

Üzülüyor İnsan

   İnsanlık işte "açım" der. Yemeye başlar ve devam eder yemeye yedikçe doymaz. Hatta daha da aç gözlü olur. Başkasının yediğini alır. Bebekleri açlıktan öldürür. Geriye kalanlara ağaç kabuğu yedirtir. 
  Ben açım der ve diğerlerini öldürür. Sonra ölenler medyaya yansır. Hani şu "Objektifim deyip Subjektif olan insanlık organını bizlere şu haberi duyurur:

"Açlıktan Ölen Suriyeli Kızdan Yürek Parçalayan Mektup":



    "Bu benim vasiyetimdir. Canım annecim! Senden benim güzel gülüşlerimi hatırlamanı ve yatağımı olduğu gibi bırakmanı istiyorum. Ve sen ablacığım! Arkadaşlarıma de ki: ’O açlıktan öldü...’ Ve sen abiciğim! Üzülme; ama, ikimiz birlikte, ’Biz açız!..’ dediğimizi hatırla. Ey Ölüm meleği! Acele et ve ruhumu al ki artık cennete yemek yiyeyim. Ben çok açım. Ve ey ailem! Benim için korkmayın. Ben sizin yerinize de cennete yiyebildiğim kadar çok yiyeceğim"

      " Ne diyebilirsiniz ki? Ne denir ki?" diye içten üzülüp susmaktır bize düşen değil mi? Susarak şeytanlaşmaktır bize düşen. Sizin çocuğunuz veya kadeşiniz bu şekilde bir mektup yazdığını düşünün. ( Allah yazdırmasın.) Bu küçücük kız Prensesler çizeceği yerde tabut çizmesi bizlere hazin bir ders vermiş oldu. 
    
   Şimdi Suriye de ve dünyanın bir çok yerinde çocuklar savaş yüzünden ölüyor. İktidar hırsları yüzünden ölmek ne kadar da acı!!! 

Çocuklar tabut resmi çizmesinler
Açlıktan ölmesinler
1 kg prinç 250 dolar olmasın
Hırslar adam öldürmesin...








Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...