hoşgörü üzerine bir mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hoşgörü üzerine bir mektup etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Nisan 2020 Pazartesi

Hoşgörü Üzerine Bir Mektup - John Locke




Herkese Merhaba,
Daha önceki yazılarımda bu kitaptan bahsetmiştim. John Locke okumalarına başlamadan önce ikisini de farklı kitaplar zannedip almıştım. Bundan bahsetmiştim. İlk başka aynı kitapları aldığımı gördüğümde biraz üzüldüm. Ama bir yandan da iyi oldu. Çünkü farklı bir çevirmenin nasıl çevirdiğini görmüş oldum. Çeviri büyük bir etmen.  Örneğin bu kitap da Tolerans kelimesi yerine "hoşgörü" tercih edilmiş.

Öncelikle kitapla ilgili bazı önemli bilgileri vermek gerektiğini düşünüyorum.

*Kitap Liberte Yayınlarından çıkmış.
*Yayıncının "Özgürlük Klasikleri" adlı bir serisi var, bu kitap da bu serinin bir kitabı...
*Kitabın Çevirisini Melih Yürüşen yapmış.

Önceki yayın grubuna kıyasla, kısaca John Lock'dan söz edip ardından da kısa bir çevirmen önsözüyle başlamışlar. İşte bu nokta kitabı ayıran burası, diğer çevirinin girizgahı kitap kadar vardı. Çeviride o kelimeleri neden seçtiklerini, hatta dipnotlar için özel araştırmalar yaptıklarını görmüş oldum. Ayrıca biraz tarafsız bir tutum da söz konusuydu.

Liberte Yayın Grubu, Melih YÜRÜŞEN biraz kitap içeriğiyle bağlantılı olarak Laiklikden dem vurmuş. Aslında iyi yapmış. Çünkü Locke'un yaptığı etkileri bugün görmek mümkün, biraz da bu konuyu araştırmış oldum. Ama fazla girmek istemiyorum.

Her iki kitapda da altı çizili bölümlerim hemen hemen aynı sayılır. Altını çizdiğim yerleri çok beğendiğim için değil, bugünün dünyasını iyi anlattığı için de çizmiş olabilirim değil mi? Lakin bazı sözleri çok beğendim.

"Şefkat ve samimiyet mükellefiyeti altına sokamaz. Siyasi yönetimin işlerini, din işlerinden kesinlikle ayırt etmeyi ve ikisi arasına adil sınırlar koymayı bütün her şeyin üzerinde zorunlu buluyorum. "

"İster bir Hristiyan, ister bir putperes (pagan) olsun, ona hiçbir şiddet yöneltilmemeli ve kötülük edilmemelidir. Hayır, çıplak adaletin dar ölçüleriyle kendimizden memnun kalmamalıyız; merhamet, cömertlik ve geniş fikirlilik buna ilave edilmelidir. "

"Eğer bir insan doğru yoldan ayrıldıysa, bu onun kendi talihsizliğidir, bu durumun dünyada onu perişan etmesi beklendiğinden, onu cezalandırmanız gerekmez."

"Hükümdarlar, gerçekten, güç bakımından insanlardan üstün doğarlar, fakat doğada eşittirler. Hukuk ve yönetme Sanatı başka konularla ilgili fazla bilgi içermez; bunlar en az da idn konusunda belli bilgileri içinde barındırırlar. Çünkü, eğer böyle olmasaydı, yeryüzü efendilerinin dini meselelerde karar verirken bu derece engin bir şekilde farklılaşmaları nasıl mümkün olurdu?"

"Hıristiyan dini, bu yollarla o ülkede kök salarak yayılırsa da hemen en güçlü din haline gelmez. İşler bu minvaldeyken, barış, dostluk, iman ve eşit adalet onlar arasında korunur. "

"Fakat hiçbir şey, insanların genelde uyguladıkları moral, hukuki, ve resmi kurallardaki genel ayrımcılık kadar saçma olamaz: zira bu şekilde yasalar, sadece ve sadece ait oldukları toplumun insanları için bağlayıcı olabilirler. "

" Ama insanları fesat için biraraya getiren tek bir şey vardır, o da zülümdür."

"Adil ve ılımlı yönetimler, her yerde huzur ve emniyet içindedirler: oysa zulüm, kargaşaya yol açarak insanları rahatsız verici ve zorbaca bir boyunduruğu reddetme mücadelesine sevk eder."

Sağlıklı, huzurlu günleriniz olsun.

13 Nisan 2020 Pazartesi

Corona Günlüklerim - 9 Tolerans Üzerine Bir Mektup



Herkese Merhaba,

Yine bir yazı ile karşınızdayım. Corona Günlüklerimin son gününü yazıyorum. Pazartesiden itibaren işteyim. İşe beş gün gideceğim sonra nasipse tekrar hafta sonları ile birlikte 9 gün idari izinli olacağım.

Dünümü anlatıyorum.

Önceki gün epey bir tembellik edip işlerimi yapmamış ve ertelemiştim bugün ise önceki günümü telafi etmek üzerine oldu. O yüzden de hem aynı günü hem de bir önceki günümün işini yapmak beynen zorladı diyebilirim. Ama olsun.

Ben işlerimi 30 dklık planlarla planlıyorum. Bu plana göre 30 dakika da her şey yapılsa da önceki günün hiçbir şey yapmayınca haliyle insanın saati de şaşıyor.  Ama yine de yetiştirdim. (Sadece Sporum kaldı. Onu da diğer günlere yedireceğim. Mesala hergün 15-20 dk fazla spor yaparak telafi edeceğim.)

Kitabımı da bitirdim.






Kitabın adı: Tolerans Üzerine Bir Mektup

Kitabın Yazarı: John Locke

Evet kitabımızın yazarı, John Locke hani şu zihin boş bir levhadır, diyen filozofumuz. Kendisi Bilgi Felsefesi konusunda benim neznimde daha çok tanınıyor. Fakat Kendisi Siyaset Felsefesi alanında da oldukça etkili olmuş bir isim. Tolerans Üzerine Bir Mektup adlı kitabında da bunu gayet net görebilmekteyiz. Hatta John Locke, JJ Rousso'yu etkilemiş bir isim. Biliyorsunuz JJ Rousso'dan ise Atatürk etkilenmişti ve Türkiye Cumhuriyetini kurmuştu. Sadece Türkiye özelinde değil, bugünki dünya devletlerinin oluşmasında bu isimlerin etkisi var.

Benim elimde bulunan kitap Atıf yayınlarına ait. Çeviri ise Fikret Yılmaz'a ait. Bu tür kitaplarda çeviriye özellikle dikkat etmek gerekiyor. Her tür kitap da çeviri önemli bir kriter ama felsefe kitaplarında bu önem iki kat artıyor, diyebiliriz. Çünkü insan düşüncesinde etki eden önemli araç dil. Dil farklılaştıkca insanların düşünceleri de o denli farklılaşır.

Kitap asıl metinden önce Locke ve Tolerans üzerine durmuş. Tolerans kelimesinin ne olduğunu bizlere açıklamış. Açıkcası bilmediğimiz ya da bildiğimizi sandığımız kelimelerin sözlük anlamları farklı olabiliyor. Esasında tolerans kelimesini türkçe karşılığı olarak hoşgörüyü kullanıyoruz. Fakat bu yanlış bir kullanım. Çünkü hoşgörü adı üstünde kendinden olmayan grup ve insanı olduğu gibi kabul edip hoş görmektir, tolerans ise hoş görmediği halde farklı grup ve insanların olmasına müsaade eder. Tolerans kavramını Türkçeye Arapça'dan geçen müsâmaha kelimesinin karşılığı olarak değerlendirebileceğimiz kitabın başında çevirmen tarafından belirtilmiş ve benim hoşuma gitti.

Bunun yanında hep bize öğretilen hoşgörünün aslında yanlış olduğunu da görmüş oldum. Çünkü bir insan herkesi olduğu gibi hoşgöremez. Bu maddenin yapısına aykırı. Nitekim kitabın yazarı Locke'da içinde bulunduğu dönem ve şartlara göre pek tabi Osmanlı Devletini pek de hoşgörmüyor. Aslında şöyle bir düşününce her insan topluluğu bir başka insan topluluğunu sevmez. Hatta nefret eder. Ama bunu faşizan bir tavra çevirmemesi gerekir. Fakat hoşgörü bu nokta da kendi düşünceni imleme konusunda aşırı kaçtığından, sulha götürecek olan müsâmaha göstermektir.  Locke bu kavramı, içinde bulunduğu dönemin hristiyan dünyasındaki değişmelere göre kitabında açıklıyor. Gereklerini ortaya koyuyor. Dönemin siyasi otoritelerini dolaylı yoldan da eleştiriyor.

Bu kitap aynı zamanda Hoşgörü Üzerine Bir Mektup olarak da dilimize farklı yayınlar ile çevrilmiş. Ben de ikisini farklı bir kitap olarak düşünüp birlikte siparişini vermiştim. Sıradaki okuyacağım ise kitabın farklı çevrisini okuyarak, çevriler arasındaki farkı net görmek ve John Locke'un konu hakkındaki düşüncelerini sindirmek.

Bu haftalık bu kadardı. 9 gün boyunca  sizlerle olmak keyifliydi. Ama hergün aynı içerik de yazı yazmak pek faydalı olmuyor. Gelecek için güzel bir anı birikti. Sanırım yaptıklarımı anlatan 2 günlük, 3 günlük yazılar yazabilirim. Ramazan da Covid 19 gibi bir seri başlatabilirim.

Görüşmek üzere...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...